(1-15)doc
Söylev (16-30)doc
Söylev (31-45)doc
Söylev (46-60)doc
10.Yıl Nutku (RealAudio)
Gençliğe Hitabe
Fotoğraf Albümü
|

Ancak bugün Atatürk ilkeleri kısaca şöyle de sıralanabilir.
- Kişi özgürlüğü, ulusal egemenlik.
- Bütün devlet işlerinde akıl ve bilimi rehber edinmek. Atatürk bu hususu "Vasiyetim" dir diye nitelemiştir.
Atatürk'ün bütün devrimlerinin temelini Cumhuriyet rejimi içerisinde laiklik ilkesinin oluşturduğunu unutmak gerekir. Gayet tabiidir ki, bağnaz ve tutucu bir toplumda halk egemenliğine / ulus egemenliğine dayanan cumhuriyetten söz edilemediği gibi, devrimcilikten veya laik sistemden de bahis etmek
olanaksızdır.
CUMHURİYETÇİLİK
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
- İdare edilenler
- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir.
Rejimin demokrasi paltformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında
demokrasi gelir.
Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı
bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında
kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda
olacaklardır.
Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır.
Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de
demokrasi veya cumhuriyet denemez.
Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi,
buların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk'ün cumhuriyet ve devlet anlayışına değinelim.
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun
gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
Atatürk'ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları
düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi?
Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir düşünürdü. Ayrıca sadece düşünce
üretmekle kalmamış, bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün
bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı ?
Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir
adalet sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen
aydın kafalı öğretmenler tarafından yetiştirilecektir.
İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar
ile, devlet zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman
içerisindeki olaylar bu ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna
sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak
görmesindeki neden budur.
Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyordu.
Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden
çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde
edilen zaferler, siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.

ULUSÇULUK
Türk Halkının ümmet olmaktan kurtulup ULUS haline getirilmesi ATATÜRK sayesinde olmuştur.
Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Yaptığı her devrimin onun sayesinde gerçekleşeceği, ona rağmen değil, onunla birlikte medeni ülkeler seviyesine
çıkabileceğini savunuyordu. Her türlü yeniliğin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayabileceğine inanıyordu. Vatan
toprakları üstünde "TÜRKÜM" diyen her insanın ayrıcalıksız ve sınıfsız kaynaşmış bir Türk ulusunu temsil ettiğini ve ulus'a "TÜRK ULUSU"
denileceğini ısrarla bıkmadan, usanmadan tekrarlıyordu. "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ULUSUN OLACAKTIR."
Ulusun elinden hiçbir güç, hiçbir iç ve dış kuvvet bu hakkı alamıyacaktır. Ulus öylesine eğitilecektir ki , bu kutsal varlığın büyük bir titizlik ile
gereğinde canı pahasına koruyacaktır.

HALKÇILIK
En kısa ve öz anlamı ile "SINIFSIZ TOPLUMSAL DAYANIŞMA"dır.

DEVLETÇİLİK
Atatürk'ün "Devletçi"deyimi kendisi tarafından şöyle tarif ediyordu: "Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla
beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının
gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik sahada devletin fiilen ilgili kılmak mühim esaslarımızdandır."
ÖYLE İSE HALKÇILIK VE DEVLETÇİLİK İLKELERİ BUGÜNKÜ MODERN DEMOKRASİLERİN "SOSYAL HUKUK
DEVLETİ" KAVRAMINI TAM ANLAMIYLA KARŞILAMAKTADIR.

LAİKLİK
"Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz laiklik ilkesi. Türk Devriminin hem vazgeçilmez bir unsuru hem de Demokratik
olma vasfının gereğidir.
Kısaca laiklik ilkesinin ne olduğuna değindikten sonra Atatürk'ün din ve ilim ile ilgili görüşlerine değinelim.
O'nun din konusundaki inanç ve düşünceleri, samimi ve inançlı bir din adamının fikir ve düşüncelerinden farklı değildi. Ve asla dine karşı değildi.
Bir toplum için dinin gerekli olduğuna da inanıyordu.
Ancak O, dinin, kanunların yerine geçmesine, aklın ve mantığın yerini almasına karşıydı.
O'nun karşı olduğu din tacirleri, yobazlar ve zavallı halkı hurafelerle idare etmek isteyen geri kafalılardı.
Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdı. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923 tarihinde
dinimiz ile ilgili olarak şunları söylüyordu.
"-Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne,
ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara uygundur."
Yukarıda laikliğin din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına geldiğini söyledik.
Ancak laiklik ilkesi, din alanında kim ne isterse yapsın veya kim ne yaparsa yapsın, devlet karışmaz ya da karışamaz anlamına gelmez.
Laiklik devlet gücünün, otoritesinin veya olanaklarının herhangi bir dinsel inanç , ya da inançsızlık için kullanılması demek değildir. Çünkü o zaman
inananların veya inanmayanların vicdan özgürlükleri ortadan kalkar.
Atatürk geri kalmışlıktan kurtulup, çağdaş bir toplum haline gelebilmek için ne gibi çetin sorunların üstesinden gelmek gerektiğini de çok iyi
biliyordu. O'na göre yapılacak her çağdaş atılımda laiklik ilkesi temel alınacaktı. Ancak laik düşünce ile saltanat, hilafet, dinsel hukuk, dinsel eğitim,
kapitülasyonlar kaldırılabilirdi.
İnsanların çevrelerine ve kendilerine ilişkin olarak oluşturdukları düşüncelerin bir bölümü "İNANÇ" bir bölümü "BİLGİ" biçimindedir.

DEVRİMCİLİK
Atatürk'ün devrimciliği kısaca çağdaşlaşmadır. Çağdaş Uygarlık seviyeine erişibilmek için, ilmin ışıkları ile aydınlatılmış yolda yürünmeliydi.

|