VURGUN                                 

Metre kağıtlarına, peçetelere, karaladım satırları,

Adam sordu bunlar senin mi? Sizin dedim hepinizin benden size hatıra,

Kadın sordu severmisin, özlermisin? Dedim bilmem yüreğim taş gözpınarlarımda

Kalmadı artık birtek damla yaş. Biri dedi olmaz öyle şey gel olalım yanlızlığına yoldaş.

Dedim çok geç o benim, ben onun peşinde oynuyoruz saklambaç.

Söylediler dinledim, sözlerini sabahlara kadar izledim, aklımda uçuştu sözcükler,

Övgüler, sövgüler. Teklikdir yanlızlıkdır, hiçbirşeye benzemez için için yakar

Adamı bitirir alır gider yılları, birde bakarsın gelmişsin kırkına

Kimbilir ne semerler vuruldu sırtına.

Söylediler dinledim ezildim, yerindim, ben zaten hiç mi hiç bende değildim.

Aralamak istedim bulutları, özlemimdi hep ama, hep bir gün aşmak o sonsuz okyanusları.

Dediler dinledim ben hiç bir şey söylemedim.

Belki sendin, belki senin hayalin yanımda

Dinledim Melburne’da çan seslerini sokak aralarında.

Sonra bir bebek ağladı ansızın sessiz sessiz, dedim bebekler ağlamasın

Onlar anamın ak sütü kadar saf ve temiz, geçerken sehirde bitmez çilemiz

Derken bebek büyüdü, içimdeki o küçük çocuk oluverdi

Koştu sokaklarda elinde çemberi, sokaklar uzadı çocuk büyüdü aşık oldu.

Sevdi sevildi, ihanete uğradı, isyanlar etti, lanetler okudu, büyüdü.

O büyüdükçe yollar kısaldı, ömürler yaşandı, sanki bakkaldan ödünç alınmış,

Veresiye defterine işlenmişcesine.

Söylediler dinledim sonra adam sustu, kadın sustu, konuşmadılar.

Bebek sustu, çocuk sustu, sokaklar yollar sustu. Her yer, herşey sessizlik oldu.

Ben yine dinledim, bu defa sessizliği, vurgunluğumu.

                                                                              imre