EĞLENCELİ DÜŞÜNDÜREN YAZILAR


 

İSTEKLER BİR DÜŞÜNCELER AYRI

Dört ayrı milletten, dört kişi arkadaş olmuş, seyahat ediyorlardı. Paraları yoktu. Birisi, bunların haline acıyarak bir lira verdi. İçlerinden Arap olan:
-   Arkadaşlar,dedi. Bu parayla inep alalım. Benim canım inep istiyor.
İnep Arapça üzüm demekti. Acem itiraz etti.
-  Hayır, dedi engur alalım...
Engur da Farsça üzüm demekti. Rum olanı dedi ki:
-  Hayır arkadaşlar, ne inep, ne engur... Bize şu sıcakta istafil iyi gelir. İstafil alalım.
İstafil de Rumca üzüm demekti. Sonunda Türk dayanamadı:
-  Ben sizin istediklerinizin hiçbirisini istemiyorum. Bu parayala üzüm alalım, dedi.
İnep'ti, engur'du, yok üzüm'dü, istafil'di diye başladılar tartışmaya... Derken iş kavgaya döküldü, yumruk yumruğa dövüşüyorlardı. O sırada bilgin, kadri yüce bir kişi, oradan geçiyordu. Kavganın sebebini sordu, herbirisini ayrı ayrı dinledi. Sonunda anladı ki bu dört adamda aynı şeyi söylüyorlar, yani üzüm istiyor... Ellerinden paralarını aldı:
-  Susun, dövüşmeyin... Ben bu bir lira ile hepinizin istediğini yerine getiririm. Gönlünüzü bana teslim edin. Bu bir liranız, isteğiniz şeylerin hapsini yapar, muratlarınızı yerine getirir, diyerek çarşıya koştu. Bir liralık üzüm aldı, önlerine koydu. Kavga da bitmişti, dövüş de... dört adam şakalaştılar...
 
 

DEVECİ İLE FİLOZOF

Bir bedevi, devesine iki çuval yükler, kendisi de üzerine binerek yola koyulur. Yolda, üstü başı perişan bir filozofa rastlar. Laf arasında, filozof bedeviye sorar:
- Devenin üzerindeki çuvallarda ne var?
Bedevi:
- Birinde buğday dolu, diğerinde kum.
- Neden kum doldurdun
Bedevi cevap verir
- O çuval boş kalmasın devenin üzerinde dengeyi tutsun diye...
Filozof bedeviye
- Akıllılık edip de buğdayın yarısını bir çuvala, diğer yarısını da öteki çuvala koysaydın, hem devenin yükü hafiflerdi hem de çuvalların, der.
Bedevi bu fikri çok beğenir.
- Hakkın var, düşünmedim...
diyerek öyle yapar...
Yapar ama, bu derece akıllı adamın haline şaşar. Nasıl olur da bu akıllı adam böyle perişan gezer, diye düşünür. Merakını yenemez, sorar:
- Ey akıllı adam! Sende bu akıl fikir varken, niye böyle yaya yürüyor, yoruluyorsun? Böyle bir akılla sen, ya sultansın, ya vezir. Doğru söyle nesin sen?...
Filozof cevap verir:
- İkisi de değilim, halktan bir kimseyim.
Bedevi tekrar sorar:
- Kaç deveden, kaç öküzün var?
- Hiç.
- Peki, bari dükkanındaki mal ne? Onu söyle?
- Benim ne dükkanım, ne yerim ne yurdum var. Ben filozofum.
- O halde kaç paran var?
- Ne parası, ekmek alacak tek kuruşum yok. Yalınayak başkabak dolaşır dururum. Bu kadar hikmet ve bilgiden ancak, hayal ve başağrısı ettim.
Bedevi bu cevaba fena halde kızar:
- Defol, uzaklaş yanımdan, der. Senin bilgin nasihatın bana da zarar verir, başıma dert açar. Sen şu yoldan git ben bu yoldan. Bir çuvalımda buğday, öbüründe kum olması senin hikmetinden, boş, faydasız felsefenden daha iyi...